Bu soruyu uzun zamandır düşünüyorum. Tarihsel süreç boyunca insanlar sanki hep aynı şey için kavga ediyor gibi geliyor bana. Bazı insanlar refah içinde yaşayıp bir üst sınıfa yükselirken, neden bazıları yoksulluk ve fakirlik içinde bir dilim ekmeğe muhtaç kalıyor? Elbette bu soruya net bir cevap vermek kolay değil. Çünkü tek bir nedeni olmadığı gibi, yer ve zamana göre de değişiklik gösterebiliyor.
Daha dün Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi adlı kitabını bitirdim.
Kitapta, Kırgızların Ana Maral’dan türeyip çoğaldıktan sonra, zamanla Ana Maral’ların soylarına zarar vererek onların yok oluşun eşiğine gelmeleri anlatılıyor. Hikâye, bir çocuğun vicdanı üzerinden ilerliyor ve sonunda onun yaşamına son verişiyle son buluyor.
Elbette hikâyeden farklı anlamlar çıkarılabilir; ancak benim için en dikkat çekici sonuç şuydu:
Bir bireyden başlayarak — ardından aile, mahalle, şehir ve ülke düzeyinde — tasarruf bilinciyle hareket etmek, bir toplumu ileriye taşıyabilecek en güçlü adımlardan biri olabilir.
Hikâyeden yola çıkarak Akan Abdula’nın Oksijen gazetesindeki “Felsefesini çözmeden teknolojiyi çözemezsin” adlı yazısına gelelim. Amerika, Çin, Kanada, İsrail ve listedeki diğer on ülke, 2013 yılından bu yana milyarlarca doları yapay zekâ yatırımlarına aktarırken, biz hâlâ aynı şeyleri konuşup yerimizde sayıyoruz. Bu yazıyı okuduktan sonra kendimle ilgili önemli bir karar aldım: Artık kendime yatırım yapmak için çabalamalı ve zenginlik yolunda, rastgele değil, belirli bir sistem kurarak o sistemin benim için çalışmasını sağlamalıyım.
Bu yazıyı yazmak istememin nedeni, geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın söylediği sözün kulağımda çınlamasıydı. Kendisine, ek işler yaparak para kazanmaya çalıştığımı ancak artık çok yorulduğumu söylemiştim. O da bana, “Aldığın para bu kadar yorgunluğa ve kaybettiklerine değmiyor,” demişti. Bu cümle üzerine uzun uzun düşündüm. Gerçekten de, son üç gün boyunca hiçbir işe gitmeden sadece kendime zaman ayırdığımda, bunun bana çok daha fazla fayda sağladığını fark ettim. En basit örneğiyle, uzun süredir yarım bıraktığım kitapları bitirdim ve şu anda üçüncü kitabımı tamamlamak üzereyim. Bir diğer fark ettiğim şey ise, yıllardır yapmak isteyip de bir türlü adım atamadığım bir alan olan veri analizi üzerine çalışmak… Bu alandan yola çıkarak sevdiğim konular hakkında makaleler ve yazılar yazmanın beni gerçekten mutlu ettiğini gördüm.
Değerli psikolog ve akademisyen merhum Doğan Cüceloğlu’nun da dediği gibi:
“Evet” ve “Hayır” aslında aynı kelimelerdir.
Nerede ‘Hayır’ diyeceğini bilmiyorsan, neye ‘Evet’ demen gerektiğini de bilmiyorsundur.
İşte bu temel düşünceden yola çıkarak hareket etmeye karar verdim.
Bundan sonra, gerçekten sevdiğim konular üzerine veri araştırmaları yapacak ve bu verilerden anlamlı yazılar üretmeye çalışacağım.
